TÖF: 2009 Yılı Tüketici Raporunu Açıkladı

Tüketici Örgütleri Federasyonuna üye Tüketici Dernekleri tarafından hazırlanan "Hak Arama Süreci ve Yaşanan Sorunlar" başlıklı 2009 Yılı Raporunu açıklandı.

Tüketici Örgütleri Federasyonu başkanı Fuat Engin tarafından açıklanan 2009 Yılı "Hak Arama Süreci ve Yaşanan Sorunlar" Raporu kamuoyunda büyük yankı buldu. Raprun tam metnini yayınlıyoruz.

 

Hak Arama Süreci ve

 

 

Yaşanan Sorunlar. 

 

 

(RAPOR)

 

 

01.Ocak.2009-31.Aralık.2009  

 

TÜKETİCİ BİLİNCİNİ GELİŞTİRME DERNEĞİ-TÜKETİCİYİ KORUMA ve DAYANIŞMA BİRLİĞİ DERNEĞİ-TÜKETİCİ HAKLARI MERKEZİ DERNEĞİ-ÜMRANİYE TÜKETİCİYİ KORUMA ve BİLİNÇLENDİRME DERNEĞİ-KAYSERİ TÜKETİCİ DERNEĞİ

2009 YILI HAK ARAMA SÜRECİNDE YAŞANAN TÜKETİCİ SORUNLARI      

Geçmiş yıllarda olduğu gibi, 2009 yılında da ülkemizde hak ihlallerinin boyut kazanarak devam etmesi hak arama mücadelesinde daha yoğun emek harcamayı zorunlu ve gerekli kılmaktadır. Üyesi olan tüketici örgütlerinin uzun soluklu mücadele deneyimleri ışığında çalışmalar yürüten Tüketici Örgütleri Federasyonunun (TÖF) hak arama mücadelesinin öncü gücü olarak. Yasaya ve hukuka karşı uygulamaların ortadan kaldırılmasında, Tüketici yurttaşların mağduriyetlerinin önlenmesinde, Tüketici bilincinin gelişmesinde, Toplumsal hak arama kültürünün oluşumu ve gelişiminde üstlendiği görevlerinin de bilincindedir.  Elektrik, Doğalgaz, Su, Ulaşım gibi tüketicinin temel ihtiyaçlarına bir yıldan daha az bir zamanda, % 60-70 leri aşan oranlarda ZAM yapan kamu kuruluşları ile adil vergi toplamak yerine, dolaylı vergiler ve yüksek oranlı zamlarla yükü tüketici yurttaşa yükleyen kamu otoritesinin uygulamaları ile, Telekomünikasyon. Bankacılık, Gıda, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO), Sigortacılık, Turizm sektörlerinde, TKHK kapsamında kapıdan satışlar, devre tatil ve mesafeli satış yöntemleri, tüm Ayıplı mal ve hizmetler, haksız sözleşme şartlarına ilişkin yaşanan haksızlık, yasa hukuk tanımaz uygulamalar devam etmektedir. 2009 yılı  tüketici sorunlarının 1. si, yasa ve hukuk ihlalleridir.

Kamusal hizmetler ağırlıklı olmak üzere ZAM yağmuru devam ediyor.  

                                               

Bankalar, kredi kartı ve tüketici kredisinde sorun üretmeye devam ediyor.Telekomünikasyon ve Bankacılık sektöründe Yaşanan sorunlar artarak devam ediyor.Telekomünikasyon sektöründe vergi yükü yüze 56 oranında.Bankalar, yıllardır ve krize karşın ülkenin en karlı kuruluşlarıdır.İnternet kullanımında Rekabet Kurulu kararı uygulanmıyor.GDO ların kontrolsüz girişi serbest.Biyoteknoloji şirketleri insanlığı yanıltıyor.Genetik yapısı değiştirilen tohumlar/ürünler sahiplenilerek, yaşam patentlenmek isteniyor.Önümüzdeki süreçte de tüm mal ve hizmet piyasalarında global kriz gerekçe gösterilerek haksız kazanç sağlamaya çalışılması karşısında, tüketicinin sağlık ve güvenliğine, bilgi edinmesine, sağlıklı bir çevrede yaşamasına yönelik tüm haksız girişimlere karşı hak hukuk mücadelesi vermeye ve  daha güçlü daha örgütlü bir biçimde “DUR” demeye devam edeceğiz!...2009 yılında tüketici yurttaşların mağduriyetine yol açan sorunları irdelediğimizde Bankacılık, Telekomünikasyon ve GDO lu ürün ve yemlerle ilgili gıda sektörünün yarattığı sorunların yoğun biçimde  ön plana çıktığını görebiliyoruz.  TÖF ün mücadele sürecinde 2009 yılında yaşanan hak ihlalleriyle ilgili ön plana çıkan başlıklarla ilgili hazırladığımız raporumuzu ektedir.                                                                                                                                          

BANKALAR Kredi Kartlarında ve Tüketici Kredilerinde Sorun üretmeye Devam Ediyor!

Yıllardır kredi kartlarının işleyişinden ve kullanımından kaynaklanan sorunlar, tüketici yurttaşlar açısından ekonomik yıkımlara, psikolojik bunalımlara, ailelerin dağılmasına ve intiharlara neden olmuştur. Bu gün ise aynı olumsuzluklar artarak devam ederken, kredi kartı mağduriyetinin neden olduğu banka soygunu, rehin almalar, cinnet geçirme ve intiharlara her geçen gün daha fazla sayıda tanık olmaktayız.Bankalar Birliği açıklamasına göre 2009 Ağustos ayında kredi kartında takip oranı yüzde 10.86 dır. 

Kullanımda olan 45 milyon adet kredi kartından, takipte uğrayan kredi kartı sayısı 5 milyon adet’e ulaşmış, sorunlu ve faiz kıskacındaki kredi kartı sayısı ise 10 milyon adet olduğu ortaya çıkmıştır.   BDDK verilerine göre ise, 2009 sonu itibarıyla kredi kartında takip oranı yüzde 10,4 dür.2003-2006-2009 yıllarında 3 kez yapılan kredi kartı borcunun yapılandırmaları çözüm üretememiştir. Kredi kartı borcu nedeniyle 2009/09 döneminde psikolojik sınır olarak kabul edilen 100 bin sayısı aşılarak, 103 bin kişi hakkında icra takibine başlatılmıştır. 2009/10-11-12 aylarında takip oranı 100 bin psikolojik sınırında seyretmiştir.2009 yılı sonu itibariyle, kredi kartı borcu nedeniyle hakkında takip başlatılmış kişi sayısı 1.360,108’e ulaşmıştır.

Bu sayı bir önceki yıla göre 672,038 kişi artarak %91.1 oranında artışı ifade etmektedir.Kredi kartı borcunun asgari ödemesi yapılarak öteleyen yaklaşık 10 milyon kredi kartı bu şekilde yaşamını sürdümektedir. Tüketici kredilerinde ise borcunu ödemeyenlerin sayısı, Aralık/2009 da bir önceki yıla göre %123 artış göstererek, 623.345 kişi artarak, 1.129.985 kişiye ulaşmıştır. Kredi Kartlarında ve Tüketici Kredilerinde yaşanan uyuşmazlıklardan kaynaklı gerek temerrüde düşen gerekse takip başlatılan 2009 yılına ilişkin istatistiki rakamlar BDDK, Merkez Bankası, Bankalar Birliği tarafından farklı oranlar açıklanarak kafa karışıklığı ve bilgi kirliliği yaratılmaktadır. Her şeye rağmen bu veriler Kredi kartlarında ve Tüketici kredilerinde yaşanan sorunların her geçen gün boyut kazanarak arttığını ve durumun ne kadar vahim olduğunu açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Bankaların yasalara ve hukuka aykırı uygulamaları nedeniyle  öden(e)meyen  Kredi kartı borçlarının sorumlularından biri, fahiş faiz oranı belirleyen Merkez Bankası, bir diğeri ise yasaları ihlal, tüketicileri istismar eden Bankaların tüm haksız uygulamaları karşısında düzenleme/denetleme görevlerini yerine getirmeyen ve üç maymunu oynayan BDDK  dır. Kredi kartlarında öden(e)meyen, Tüketici kredilerinde geri dön(e)meyen tutarlardan kaynaklı yaşanan sorunların sorumlusu ise, MB ve BDDK destekli yasaları ihlal, tüketicileri istismar eden Bankalardır. Sözleşmenin bir nüshasının Tüketici Yurttaşa verilmemesi,  Yasaya aykırı olarak,  birden fazla kredi kartına ayrı limitler tanınması, Fahiş oranda Kredi Kartı faizi belirlemeye devam edilmesi,Yasaya aykırı olarak Bileşik Faiz (Faizin Faizi) uygulamaları.

BANKALARIN haksız uygulamalarının sonu gelmiyor!*

Ayrıca, 45 milyon adet kredi kartının büyük bir bölümünde olduğu gibi, 5464 sayılı kanun hükümlerine aykırı olarak mobil elemanlarla, iletişim araçları/standlar yoluyla kredi kartı dağıtılmaya devam edilmesi, tüketici yurttaşların mağduriyetine yol açan bir başka sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.*Bankaların,  kart ücreti/üyelik aidatı adı altında,  bir kredi kartından ortalama 40,00 TL aldığı hesap edildiğinde, Tüketicinin hesabından/cebinden her yıl en az 1,810.000 TL,  alınması bir başka haksız uygulamadır. Bankaların,  kredi kartı ücreti ve hesap işletim ücreti adı altında tüketicilerden aldıkları tutarlara, tüketici itirazlarını bankaların reddetmesine karşı, Tüketici Sorunları Hakem Heyeti kararları, Tüketici Mahkemelerinin hakem heyeti kararlarını onaylaması ve Yargıtay’ın konuya son noktayı koyarak banka taleplerinin haksız olduğu kararı vermesine karşın bankalar yasa ve hukuk tanımaz uygulamalarıyla tüketici yurttaşla inatlaşmaktadırlar.  *01.10.2009 tarihinde başlayan ve bankalar arası ticari bir uygulama olan ortak ATM uygulamasında bankaların yapılan işlemlerde diğer bankaya %1,5-2 oranında komisyon ödemelerinin faturası tüketici yurttaşa çıkarılmakta ve 61 milyon banka kartı ile banka kartı işlevini taşıyan milyonlarca kredi kartıyla yapılan işlemlerde diğer bankaya ait ATM cihazından 10-20 TL çeken tüketici, yaptığı işlem için 4-5 TL  komisyon ödemek zorunda kalmaktadır. 

Türkiye’de bir yılda yaklaşık 1 milyar kez ATM’ de işlem yapıldığı göz önüne alındığında, uygulamanın yürürlüğe girdiği 01.10.2009 tarihinden itibaren yapılan işlem sayısı karşılığında her bir işlemden alınan 4-5 TL  hesaplandığında ortaya çıkan haksız kazancın boyutunu ve ATM lerin sömürü aracı olarak kullanıldığı gerçeğini net bir biçimde ortaya koymaktadır. (01/31.10.2009) bir aylık dönemde ortak ATM den yapılan işlemlerden bankalar 5 milyon lira haksız kazanç sağlamışlardır. Tüketici yurttaşların uygulamaya ilişkin ortak bakış açısı “bu durum Çağımızın Modern soygunudur.” İfadesidir. Bu haksız durum TÖF tarafından yargıya taşınmıştır.*23.01.2009 tarihinde TBMM de yasalaşarak yürürlüğe giren ve kamuoyunda “Sicil Affı” olarak bilinen, yasa uygulama tarihi itibariyle ödenmiş ve 6 ay içinde ödenecek olan kredi kartı borçlarından kaynaklı olumsuz kayıtların silinmesini öngören kanun bankalar tarafından uygulanmıyor. 

Tüketici yurttaşlar bu konuda da yasa ve hukuk tanımaz bir anlayışla bir kez daha mağdur edilmişlerdir. BANKALAR, yıllardır ve krize karşın ülkenin en karlı kuruluşlarıdır.Reel sektör ya da sanayi kuruluşları olan ve ülke ekonomisinin temelini oluşturan kuruluşların yatırım, üretim ve satışlarından kaynaklı karlılıklarında önemli düşüşler ortaya çıkmıştır.Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), verilerine göre 2009 yılının üçüncü çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre Türkiye ekonomisi yüzde 8,4 daralmıştır. Bankaların karlılıkları ise krize karşın büyük bir hızla artmaktadır.                                                                             

İMKB de işlem gören sanayi şirketlerinin toplam karı 2009/09 aylık döneminde 11.807.067,954 TL.İMKB de işlem gören 17 bankanın toplam karı 2009/09 aylık döneminde 11.246.984,000 TL olmuştur. Bu rakamlara göre, sanayi şirketlerinin karı bir önceki yılın aynı dönemine göre -%27,95 oranında azalırken, bankaların karlılık oranı aynı dönemde %39.52, 2009/10 aylık döneminde ise %46,90 oranında artmıştır.

2009 yılında, borsada işlem gören 247 şirket 2009 yılında 16.8 milyar lira kar açıklarken, 26 banka, birkaç yılın en yüksek karı olan 20,1 milyar lira toplam net kara ulaşarak, önceki yıla göre yüzde 49,6 kar artışı, yüzde 14 oranında da bir büyüme sağladığı BDDK raporuyla açıklanmıştır.

 

Özel bankaların net dönem karı ise sektör ortalamasının üzerinde olmuş ve yüzde 52 oranında artmıştır.Tüketici yurttaşlar olarak merak ediyoruz? Bankaların yüksek karlılıklarında tüketici yurttaşları mağdur eden uygulamalardan elde edilen karlarının oranı ve tutarı ne kadardır?  Açıklanmalıdır.

ÇÖZÜM BELLİDİR!Yaşananlar karşısında Merkez Bankası,  kredi kartı fahiş faiz oranı belirlemekten vazgeçtiğinde, bankaların yasaya aykırı haksız uygulamalarına seyirci kalan BDDK düzenleme ve denetleme görevlerini yapmaya başladığında, ülke gerçekleri ile tüketici talep ve önerilerinin dikkate alınmasıyla ve bankaların olumsuz sonuçlar yaratan yasaya aykırı haksız uygulamalarının ortadan kaldırılmasıyla gerçekçi bir yeniden yapılandırma uygulamasıyla Kredi kartlarından ve tüketici kredilerinden kaynaklı sorunlara çözüm üretilmesinin mümkün olacağını ya da yaşanan sorunların önemli ölçüde azalacağını biliyoruz.         

TELEKOMÜNİKASYON SEKTÖRÜNDE YAŞANAN SORUNLAR!...

Hızla gelişen telekomünikasyon sektörünün hizmetlerinden yararlanan tüketici yurttaşların sayısı nüfusun önemli bir oranına ulaşmış olup, bu sektörde süreç içerisinde birçok haksız uygulamanın boyut kazanması, uygulanan vergilerin çeşitliliği ve yükü tüketici yurttaşları mağdur etmektedir. Vergi yükü mağduriyete yol açıyor.Telekomünikasyon sektöründe, sabit ve mobil operatörler üzerinden farklı vergiler uygulanmaktadır.Telefon Hizmetinden Alınan Dolaylı Vergileri, Özel İletişim Vergisi (ÖİV),  Katma Değer Vergisi (KDV), Vergi Benzeri Diğer Yükümlülüklerden Hazine payı Hazine payı ve Kurum masraflarına katkı payı, Telsiz ruhsatname ücreti, Telsiz kullanım ücreti gibi direk ya da dolaylı vergiler alınmaktadır. Ülkemiz, %56.3 oranında uygulanan dolaylı vergiler ile dünyanın en yüksek vergi ödenen birkaç ülkesinden biridir. Birçok gelişmiş veya gelişmekte olan ülkede vergilendirme oranı, ortalama %17 seviyesinde uygulanmaktadır.  Alınan yüksek vergiler özellikle düşük gelir düzeyine sahip tüketici yurttaşlar üzerinde büyük bir baskı oluşturarak, hem karşılığı olmayan haksız kazanca neden olmakta, hem de sektörde birçok sorunun ortaya çıkmasına neden olmaktadır.  

Yaşanan sorunlar artarak devam ediyor.

Ev/işyeri telefonlarına uygulanan yüksek orandaki sabit ücretlerin alınmasına devam edilmekte olup, GSM şirketlerinin uyguladığı sabit ücret 2-2,50 TL iken, sabit telefonda alınan sabit ücret tutarı 14-15 TL dır. Yapılan kampanyalarda yeterli ve açık bilgilendirmeler yapılmaması, Kampanyalarla verilen taahhütlerin yerine getirilmemesi, Sözleşme yapılmaması/verilmemesi nedeniyle kampanya koşullarının tek yanlı olarak sık sık değiştirilmesi, Bir kampanyanın süresi dolmadan kaldırılması nedeniyle tüketici yurttaşın haksız uygulamalara karşı yaptığı tüm itirazlar sonuçsuz kalmaktadır.Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) “Biz Bize Kamu Her Yöne 1200 dakika” tarifesiyle ilgili mağduriyetlere neden olunan tüm tüketicilerin sorunlarının giderilmesine ilişkin kararını kamuoyuna açıklamıştır. Bu açıklamadan da anlaşılacağı gibi bu ve benzeri mağduriyetler yaygın olarak yaşanmaktadır.

*Kampanyalara ilişkin Kota aşımlarında tüketicilerin uyarılmaması sonucu çok yüksek tutarlarda faturalar gelmesi sorun yaratmaktadır.*

GSM operatörleri üzerinden yapılan, mobil oyuncu, melodi servisi, haber servisi gibi içerik servisleri ile benzer hizmet uygulamaları haksız,/tüketiciyi mağdur eden sonuçları ortaya çıkararak, tüketicilerin çok yüksek bedeller ödemesine neden olmaktadır. GSM şirketleri tarafından fatura edilmekte yada kontör düşümü yapılmasına ilişkin itiraz karşısında GSM şirketi, tüketiciyi mağdur eden içerik servislerinin kendileriyle herhangi bir ilgileri olmadığını belirterek ayıplarını ve ortak sorumluluklarını göz ardı etmektedirler. Ayrıca iptal talepleri yerine getirilmediği gibi, çoğu zamanda muhatap bulunamamaktadır.*Diğer vergiler, Harçlar, Fonlar adı altında “telsiz kullanım aylık taksit” bedeli tahakkuk ettirilmekte olup, ayrıntısı açıklanmamaktadır.

* Müşteri temsilcilerine kısa bir sürede ulaşamama, ulaşıldığında ise yetkililerinin ilgisizliği yanında,  itirazlara makul süre içerisinde yanıt verilmemesi yaşanan sorunların büyümesine ve mağduriyetlere yol açmaktadır. Yine operatör aramalarında sürekli yönlendirmeler/bekletmeler dakikalarca sürmesi tüketici yurttaşlar açısından zaman ve para kaybına neden olmaktadır.    

*Eski numaraların verildiği tüketicilere, eski borç faturalarının gönderilmesiyle  ilgili yaşanan sorunlar mağduriyetlere yol açmaktadır. *Abone merkezleri ile bayilerden HAT satın alan tüketicilerin abone kayıtlarının zamanında yapılmaması nedeniyle sorunlar yaşanmaktadır.

*Sözleşmelerin ekinde tüketiciye imzalatılan taahhütname ile belgelerin bir nüshası tüketicilere verilmemektedir.

*Numara taşıma işlemlerinde tüketicinin yanıltılması ve özellikle de reklamlarda tüketici yeterince bilgilendirilmemektedir.

*İletişimde yetersiz altyapı nedeniyle yaşanan yavaşlamalar ve kesintilerin yaygın olmasından kaynaklı birçok sorun ortaya çıkmaktadır. (Özellikle GSM ve 3G sisteminde)

* Başıboş, mantar misali binaların üzerine, elektrik direklerine, okullara, camilere, kamu kurumlarına yoğun konut alanlarına ya da çevrelerine konuşlandırılan BAZ istasyonlarının yarattığı elektromanyetik alanlar olumsuz etkileri nedeniyle tüketici yurttaşların sağlık ve güvenliğini tehdit etmektedir.  İnternet kullanımında yaşanan sorunlarTelekom’un TTNET aracılığıyla verdiği internet hizmetini telefon aboneliğine bağlı olarak yapması tüketici yurttaşlar açısından bir başka mağduriyet yaratan uygulama, Telekom için ise bir haksız kazanç kapısı olmuştur.Rekabet Kurulunun 19.02.2009 tarih, 09-07/127-38 sayılı kararıyla, ADSL bağlantısı için sabit telefon hattı olmasının zorunlu tutulmasının 4054 sayılı Kanun’a aykırı olduğuna karar vererek Telekom’a bu haksız durumu düzeltmesi için 3 ay süre vermiştir. Bu haksız durum aynı zamanda Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 1. ve 5. Maddelerine aykırılık oluşturmaktadır. Ancak haksız uygulama hala devam etmektedir. Tüketici yurttaşlar yapılan tüm ADSL sözleşmeleriyle sunulan hizmetin kapsamıyla ilgili birçok sorun yaşanmaktadır. Tüketici yurttaşlar kullandıkları internetin hızıyla ilgili birçok sorunlar yaşamakta, limit aşımı gerekçesiyle çok yüksek faturalar almakta ve dünyanın en pahalı internet hizmetini kullanmaktadırlar.Ekonomik krize rağmen Türk Telekom A.Ş. 2009 yılında net kârını yüzde 5 artırarak 1.8 milyar liraya çıkardığı açıklanmıştır. Diğer telekomünikasyon kuruluşlarının da yüksek karlılık elde etmeleri ülkemizde bankacılık sektöründe olduğu gibi telekomünikasyon sektörünün de çok yüksek oranda karlılık sağlaması, sanayi sektörünün zarar açıklaması karşında hizmet sektörünün açıkladığımız nedenlerle tüm bu yaşanan sorunların bedelinin tüketici yurttaşa ödetildiği gerçeğini ortaya koymaktadır.  

ÇÖZÜM!,

Zaman geçirmeden vergi yükünü ve sabit ücreti kaldırarak, tüketici yurttaşı rahatlatacak çözümler üretilmelidir.ADSL bağlantısı için sabit telefon hattı alınmasının zorunlu tutulmasına son verilmelidir.Yukarıda açıkladığımız konularda, telekomünikasyon kuruluşlarının sorun üretmeyerek, yasaya aykırı haksız uygulamalarından vazgeçerek, çözüme katkı yapmaları gerekmektedir.     

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar.

 (GDO)“Kendi türünden ya da bir başka canlıdan gen aktarılarak bazı özellikleri değiştirilen  bitki, hayvan ya da mikro organizmalar “Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar. Olarak tanımladığımız ve biyoteknoloji şirketleri tarafından 1990 lı yıllardan başlayarak tüketicilerin yaşamına yem ve gıda maddeleri olarak sokulan GDO ların ülkemizde 1998 yılından bu yana ithalatı yapılmaktadır.Avrupa Komisyonunun bir raporuna göre bugün 30 çeşit üretilen GDO lu ürün sayısının önümüzdeki 6 yıl içerisinde 120 çeşide yükseleceği öngörülmüştür.  Yıllardır TÖF üyesi örgütlerin ve duyarlı kesimlerin yaptığı çalışmalarla GDO ların insan, hayvan ve çevreye olan olumsuz etkileri anlatılmış ve bugün de anlatılmaya devam edilmektedir.

Yönetmelikle ya da değil, GDO ların kontrolsüz girişi serbest! 26.10.2009 tarihinde Tarım Bakanlığının “GIDA VE YEM AMAÇLI GENETİK YAPISI DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMALAR VE ÜRÜNLERİNİN İTHALATI, İŞLENMESİ, İHRACATI, KONTROL VE DENETİMİNE DAİR”  yönetmelikle GDO lu ürün, gıda maddeleri ve yemlerin girişine resmi bir dayanak oluşturulmuştur. Yoğun tepkiler üzerine, 20 gün sonra yönetmelikte yapılan değişiklikle başta etiketleme konusu olmak üzere birçok yeni düzenleme yapılmış, ancak eklenen geçici bir madde ile de 01.03.2009 tarihine kadar GDO ların ülkemize kontrolsüz girişi serbest bırakılmıştır. Ancak, 04.12.2009 tarihinde Danıştay’ın 11. ve 20. maddelerini iptal etmesiyle yönetmelik yürürlükten kalkmış ve GDO ların, GDO lu ürün ile yemlerin kontrolsüz girişinin önü yeniden açılmıştır.GDO lu ürünlerin ülkemize girişini düzenleyen, ardından iptal edilen yönetmelikte, yılardır zararlarına dikkat çektiğimiz GDO’lu ürünlerde kullanılan antibiyotik direnç geninin insan ve hayvan sağlığı açısından son derece zararlı olması nedeniyle yasak olduğunun belirtilmesi ile, GDO lu ürünlerin, bebek mamaları ve bebek formülleri, devam mamaları ve formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılmasının yasak olduğunun” belirtilmesi, kamu otoritesi tarafından kabul edilmiştir. Bilim insanlarının yaptığı araştırmalarda, GDO’lu ürünlerinin gıda olarak kullanımında insan ve hayvanda toksik (zehir) ya da allerjik etkiler yapması, antibiyotiklere karşı direnç oluşturması, doğrudan alım durumunda ise insan ve hayvan bünyesindeki mikro organizmalarla birleşme ihtimali gibi önemli sağlık riskleri ortaya çıktığı ifade edilmektedir.Ülkemizde, çıkarılan yönetmelikle ilgili GDO tartışmaları sürerken, gündeme düşen bir haberle GDO lu “Terminatör Geni”ni geliştiren ABD li şirketin, Türkiye ye gönderilecek GDO lu ürünlerin denetimlerini engellenmesi ve düzmece raporlar hazırlanması için Tarım Bakanlığı memurlarına rüşvet verdiği gerçeği ortaya çıktı. ABD’li Delta&Pine Land (DPL) İŞTİRAKI Türk Deltepine’in Türkiye de 2001-2007 döneminde rüşvet dağıtılması, rüşvetin sözleşmeli çiftçiler tarafından Türk Deltepine için üretilen pamuk tohumlarının yetiştiği tarlalarda denetimlerin yapılmaması ile tohumların ihracı için Tarım Bakanlığı laboratuarlarında yapılacak numune analizleri sonrası sertifika alınması gibi iki önemli nedene dayanıyordu. Asıl skandal ise rüşvetin Türkiye de değil ABD de ortaya çıkması olmuştur.Türkiye ye GDO lu ürün, gıda ve yemlerin serbestçe ve kontrolsüz olarak girmesiyle, her yıl 4 milyon ton hayvan yemi, 1-2 milyon ton mısır, 1-1,5 milyon ton soya ithal edildiği bunların tamamına yakınının GDO lu olduğu bilinmektedir. Türkiye de kullanılan hayvan yeminin %40 nın GDO lu yemlerden oluştuğu, tüketicilerin GDO lu yemlerle yetiştirilen hayvanlarla ve işlenmiş GDO lu ürünlerle ilgili tüketim sürecinde bilgilendirilmedikleri ve ülkemiz tüketicilerinin 1998 yılından bu yana GDO ları yaygın biçimde tükettikleri ortaya çıkmıştır.     GDO lu mısır ve soya 800-1000 çesit işlenmiş üründe kullanılmaktadır. Çukurova üniversitesi Ziraat Mühendisliği Fakültesi öğretim üyesi GDO lu ürünlerin olumsuz etkilerinin 20-30 yıl sonra ortaya çıkabileceğini, bu sürecin Çernobil’in etkilerinin ortaya çıkmasında da görüldüğünü hatırlatarak soruna dikkat çekmiştir. GDO larla ilgili gerçeklerin yıllardır tüketici yurttaşlardan saklandığı ortaya çıkmıştır. 

Biyoteknoloji şirketleri insanlığı yanıltıyor.

Aktarılmış genlerin doğal bitki türüne atlayarak, bulundukları çevredeki doğal türlerde genetik çeşitliliğin kaybına neden olmaları ile yabani türlerin doğal yapılarında sapmalara neden olarak, eko sistemdeki tür dağılımını ve dengeleri bozmalarıdır.Biyoçeşitliliği yok etmeyi amaçlayan GDO lu tohumlar kısırdır. Bu kısır tohumların ekiminin tarımda ilaç kullanımını azalttığı, verimi arttırdığı yaklaşımı ise doğru değildir. Oysa, ABD de Transgenik (GDO’lu) tarımda 13 yılda, 143 milyon kg Herbisitlerin (yabani otlara karşı kullanılan tarım ilaçları) ek olarak kullanıldığı ortaya çıkmıştır.Dünyada farklı politikalar nedeniyle 1 milyarı aşan insanın açlıkla boğuştuğu gerçeğine karşın, bugün GDO ların açlığa çare olmadığı kanıtlanmıştır. Ülkemizde ekilen yerli mısır çeşitlerindeki verimliliğin ABD ve Arjantin de üretilen GDO lu mısırın verimliliğinden yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. 2009 yılında Dünyada herbisit dirençli genetiği değiştirilmiş soya fasulyesi ekiminin yapıldığı araziler % 1 oranında azalmıştır. 2010 yılında bu azalmanın  %3 daha yüksek olacağı öngörülmektedir.GDO ların bir önemli tehlikesi ise, dünya gıda ve yem piyasasının Amerikan biyoteknoloji şirketlerinin eline geçmesi ve bunların insanlığa karşı silah olarak kullanılmasıdır.Henry Kissingerin “Petrolü kontrol edersen, ulusları kontrol edersin, yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin.” Sözü, Amerikan biyoteknoloji şirketlerinin amacını/hedefini çok net ifade etmektedir.  

Yaşam Patentlenemez;

Genetik yapısı değiştirilen tohumlar/ürünler patentleniyor. Doğada bulunan genler için verilen diğer tüm patentler meşru değildir.  Bunun adı biyolojik korsanlıktır. GDO'lu tarım kendi dışındaki tüm tarım yöntemlerini ve özellikle de geleneksel tarım ile ekolojik tarımı yok eden totaliter bir tekniktir. Tüm bu nedenlerle de; GDO ların, GDO’lu gıda maddeleri ile yemlerin ülkemize girişi serbest bırakılmamalıdır.GDO’lu  tohumlarının ülkemize girişini serbest bırakacak yasa çıkarılmamalıdır. GDO'lu tarımın önü açılmamalıdır.Yerli gen kaynaklarımızın korunması, geliştirilmesi ve ıslah çalışmaları yapılmalı, yerli tohumculuk sektörünün oluşturulması için politikalar üretilmelidir. TBMM de bulunan Biyogüvenlik yasa tasarısından eser miktarda da olsa GDO ların kullanımına izin vermemelidir.

GDO ları kesinlikle reddeden, Biyoçeşitliliğimize sahip çıkan, Biyogüvenlik kanunu zaman geçirilmeden çıkarılmalıdır.

*bu raporun tamamen veya kısmen kaynak gösterilmeden yayınlanamaz